İnsanoğlunda “en sık gözlenen hastalık nedir?” sorusuna cevap olarak aklınıza kimi sık gözlenen hastalıklar gelebilir, ancak Guinness Dünya Rekorlar Kitabı’na göre bu hastalık “gingivit”, yani diş eti iltihabıdır. Sık görülme nedeni de belirtisi olan diş eti kanamasına aldırmıyor, durumu normal kabul ediyor olmamız olsa gerek. Oysa insan vücudunda kanama, kadınlarda menstrüel dönem hariç, fizyolojik değil, bir hastalık belirtisidir. Diş eti iltihabı gelişme nedeni de ağzımızda her daim mevcut olan bakterilerin diş yüzeylerinde birikmesi (bakteriyel plak/biyofilm diyoruz), uzaklaştırılmazsa, çok değil, yaklaşık bir hafta-on gün sonra bağışıklık sistemimizin yabancı olan bu mikroorganizmalara komşu diş etinde verdiği iltihabi cevaptır. Kötü yanı, ağızımızda bakterilerin sürekli bulunması nedeniyle iltihabın kronikleşmesidir. Daha kötüsü ise diş fırçalayarak kontrol altına alınabilecek bu basit hastalığın bağışıklık sisteminin daha şiddetli cevap verdiği kimi bireylerde farklı boyut kazanması ve dişin çevre tutucu dokularının yıkılmasına ve hatta çene kemiğinde erimeye, ilerlediğinde de diş kaybına neden olabilen “periodontit” hastalığına dönüşmesidir.
Diş Kaybı Yaşam Kalitesini Olumsuz Yönde Etkiler
İlerlemiş diş eti hastalığı (periodontit) hafif, orta veya şiddetli seyredebilir. Asıl ilginç olan, hastalığı başlatan bakterilerin ağızımızda hastalık öncesinde de, hatta sağlıklı bireylerde de mevcut olmasıdır. Hastalığın seyir şiddetini belirleyenin de, çene kemiğinde erimeye, yıkıma ve dişlerin kaybına neden olanın da aslında bağışıklık sistemimizin verdiği iltihabi cevap olduğunu bilimsel kanıtlar ortaya koymaktadır. Şiddetli seyreden tipi genetik etki altındadır ve çok erken yaşlarda tüm dişlerin kaybına yol açabilir. Neyse ki görülme sıklığı (%7-8) düşüktür. Hafif ve orta şiddette seyreden türleri ise genelde otuzlu yaşlardan sonra başlar, yavaş ilerler, yaş ilerledikçe görülme sıklığı maalesef %50-80 gibi oldukça yüksek rakamlara ulaşır. Nihai sonuç diş kaybı olduğundan beslenmeyi ve yaşam kalitesini de olumsuz etkiler.
Bu arada, ağızda doğal dişlerin bulunması, güncel kavramlar “longevity” ve “sağlıklı yaş alma” açısından kritik biyobelirteç olarak ön plana çıkmaktadır. Antropolojik ve epidemiyolojik çalışmaların sonuçlarına göre; ağızda en az 20 doğal dişin varlığı, sistemik enflamasyonu (damarlarda dolaşan iltihap düzeyi), kötü beslenmeyi ve demansı, yani bilinçsel gerilemeyi, aktif olarak önlemektedir. Ayrıca düşük ölüm riski ve yüksek yaşam kalitesi ile doğrudan ilişkili olduğu bulunmuştur.
Sağlıklı Yaş Almanın Formülü: Ağız ve Diş Sağlığı
Peki neden diş kayıpları insanlarda ölüm riskini artırıyor, yaşam kalitesini düşürüyor olabilir? Sorunun cevabı ise insan vücudunda zincirleme gelişen bazı değişikliklerdedir. Diş kayıpları çiğneme fonksiyonunu bozduğundan, birey farkında olmadan beslenme şeklini değiştirmekte, besin değeri yüksek ama iyi çiğnenmesi gereken yiyecekler yerine, kolay yutulan, rafine şeker ve karbohidrat ağırlıklı, aşırı işlem görmüş gıdalara yönelmektedir. Günümüz bilgileri de, bu tarz beslenme sonrası, şeker ve nişasta gibi basit molekülleri metabolize eden, ağız ve bağırsak floralarında iltihaba neden olan bakterilerin, zaman içinde aşırı çoğaldığını, özellikle bağırsak iç yüzeylerinin geçirgenliğini bozduğunu ve bakteriyel toksinlerin kana karışması sonrası kronik sistemik iltihap geliştiğini ortaya koymaktadır.
Bağışıklık sisteminin cevabı olarak gelişen kronik sistemik iltihap, nedeni ortadan kaldırılmazsa, yıllar boyunca vücuttaki dokulara saldırmakta ve düşük seviyeli bir “sessiz yangın” durumu oluşturmaktadır. Sinsice ilerleyen süreç sonunda doku hasarları, enerji metabolizmasında bozulmalar, metabolik sendrom, Tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, otoimmün rahatsızlıklar, hatta depresyon gibi ciddi sağlık sorunları gelişmektedir.
Tabii ki tüm bu sağlık sorunlarının tek nedeninin dişlerin erken kaybı olduğu söylenemez. Çok bileşenli bu tabloda genetik, epigenetik ve çevresel diğer etkenlerin de katkısı yadsınamaz. Ama yine de sağlıklı yaş alma ve yüksek yaşam kalitesi için ağız-diş sağlığımıza ve beslenmemize dikkat etmeliyiz. Ne dersiniz?