Doç. Dr. Pervin Tunç’a göre akran zorbalığı yalnızca bireysel bir sorun değil, okul ve toplumun ortak sorumluluğu. Türkiye’de oranlar dünya ortalamasının üzerinde seyrederken en riskli dönem 10-15 yaş aralığı. Akran zorbalığı çocukların ruh sağlığını ve akademik başarısını uzun vadede etkileyebiliyor. Uzmanlara göre yasaklamak yerine bilinçlendirmek gerekiyor.
Türkiye’de akran zorbalığı, çocukların hem ruh sağlığını hem de akademik gelişimini tehdit eden önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Uluslararası araştırmalara göre dünya genelinde her üç çocuktan biri zorbalığa maruz kalırken, Türkiye’de oranlar OECD ortalamasının üzerine çıkıyor. İstinye Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Pervin Tunç, zorbalığın yalnızca bireysel değil, tüm okul iklimini ilgilendiren bütüncül bir mesele olduğuna dikkat çekti. “Psikanalitik kurama göre akran zorbalığı, çocuğun kendi içinde baş edemediği kaygı, öfke, yetersizlik ve değersizlik duygularını daha zayıf bir akrana yönelterek rahatlama sağlamaya çalıştığı bilinçdışı bir savunma davranışıdır” diyen Doç. Dr. Tunç, zorbalık yapan ve zorbalığa uğrayan çocukların ailelerine de önerilerde bulundu.
“Her olumsuz davranış zorbalık değildir”
Doç. Dr. Pervin Tunç, zorbalık sayılan ve sayılmayan davranışları şöyle özetledi:
“Akran zorbalığı, benzer yaş ve statüdeki çocuklar/gençler arasında, kasıtlı, tekrarlayıcı ve güç dengesizliği içeren zarar verici davranışların tümüdür. Bu üç ölçüt birlikte yoksa her olumsuz davranış ‘zorbalık’ sayılmaz. Akran zorbalığının temel ölçütleri kasıtlıdır, bilerek can yakma, küçük düşürme, dışlama amacı vardır. Süreklidir, tek seferlik değil, tekrar eder. Güç dengesizliği vardır, fiziksel güç, sosyal statü, popülerlik, bilişsel üstünlük ya da sayısal üstünlük (grup) söz konusudur. Zorbalık sayılan davranışlar ise şöyle; Vurma, itme, tekmeleme, eşyaya zarar verme, tehdit ederek bir şey yaptırma gibi fiziksel zorbalık; Lakap takma, alay etme, hakaret, aşağılayıcı sözler, ırk, cinsiyet, beden, başarı üzerinden küçültme gibi sözel zorbalık; Bilerek dışlama, dedikodu yayma, arkadaş grubundan koparmaya çalışma gibi sosyal ve ilişkisel zorbalık; Sosyal medyada küçük düşürücü paylaşımlar, mesajlarla tehdit, hakaret, izin almadan foto/video paylaşımı gibi siber zorbalık. Olumsuz olabilen ancak zorbalık sayılmayan davranışlar ise şöyle: Güç dengesi eşitse tek seferlik tartışma veya kavga, her iki taraf da rahatsız değilse karşılıklı takılma, yanlış anlaşılma / kazara yapılan davranışlar, akranlar arası geçici anlaşmazlıklar, öğretmenin/velinin koyduğu kurallar, disiplin uygulaması.”
“Zorbalık ruh sağlığını etkileyebilir”
Akran zorbalığının kısa ve uzun vadede çocuklar ve gençler üzerindeki etkileriyle ilgili de bilgi veren Doç. Dr. Tunç, “Akran zorbalığı yalnızca ‘anlık bir sorun’ değil; öğrenme, benlik algısı ve ruh sağlığını uzun süre etkileyebilen ciddi bir risk etmenidir. Kısa vadede akademik başarıyı etkileyebilir; Dikkat dağınıklığı, derse katılımın azalması, not düşüşü gibi. Özgüveni etkiler, kendini yetersiz hissetme, içe kapanma yaşanabilir. Ruh sağlığı üzerinde etkili olabilir; Kaygı, mutsuzluk, okuldan kaçınma. Uzun vadede etkilerine bakarsak okula yabancılaşma, eğitim motivasyonunda kalıcı düşüş görülebilir. Kalıcı düşük benlik saygısı, sosyal ilişkilerde çekingenlik yaratabilir. Depresyon, sosyal kaygı, travmatik etkiler gibi ruh sağlığı etkilenebilir” dedi.Formun ÜstüFormun Altı
“Aileler bu belirtilere dikkat etmeli”
Ailelerin çocuklarının zorbalığa uğradığını nasıl anlayabileceklerine dair de bilgi veren Doç. Dr. Pervin Tunç, zorbalığa uğrayan çocuklarda şunlara dikkat edilmesi gerektiğini belirtti:
- Duygusal belirtiler: Ani içe kapanma, huzursuzluk, ağlama. Kaygı, korku, özgüven düşüşü. Uyku problemleri, kabuslar. Nedensiz öfke patlamaları.
- Okulla ilgili işaretler: Okula gitmek istememe, bahaneler üretme. Ders başarısında ani düşüş. Okuldan döndüğünde sessiz ve gergin olma.
- Fiziksel ve maddi ipuçları: Sık sık kaybolan ya da zarar görmüş eşyalar. Açıklanamayan morluklar, çizikler. Harçlık istemede artış.
- Dijital ortam (siber zorbalık): Telefonu gizleme, sosyal medyadan uzaklaşma. Mesaj geldiğinde huzursuzluk. Hesap kapatma ya da yeni hesap açma.
“Zorbalık yapan çocukların aileleri okulla iş birliği yapmalı”
Tunç, çocuğu zorbalık yapan aileler nasıl bir yol izlemeli konusunda ise şu önerileri sıraladı:
“Zorbalık yapan çocuk ‘kötü’ değil; doğru yönlendirilmediğinde sorun yaşayan bir çocuktur. Doğru aile tutumu davranışı değiştirebilir. Davranışı inkâr etmemek, ‘çocuktur yapar’ diye geçiştirmemek gerekiyor. Çocuğun davranışının sonuçlarını fark etmesi sağlanmalı. Ceza yerine sorumluluk ve empati geliştirmeye odaklanmalı. Evde şiddetsiz iletişim ve model davranış sergilemeli. Okul ve rehberlik servisiyle iş birliği yapmak da önemli.”
“Koruma, yasakla değil bilinç ve iletişimle sağlanır”
Akran zorbalığı ve dijital ortamda çocukların güvenliği hem Türkiye’de hem de dünyada eğitim gündeminin en önemli başlıkları arasında yer alıyor. Doç. Dr. Pervin Tunç, zorbalığın yalnızca bireysel bir sorun değil, bütüncül bir okul ve toplum meselesi olduğunu vurguluyor. Tunç’a göre dijital dünyada çocukları korumanın yolu yasaklardan değil, bilinç ve iletişimden geçiyor. “Dijital ortamda koruma, yasakla değil bilinç ve iletişimle sağlanır” diyen Tunç, ailelerin internet ve sosyal medya kullanımına yaşa uygun sınırlar koyması, çocuklara dijital zorbalığın ne olduğunu ve nasıl bildireceklerini öğretmesi gerektiğini belirtiyor. Okullarda siber zorbalık farkındalık çalışmalarının artırılması ve çocukları izlemekten çok, açık iletişimin güçlendirilmesi gerektiğini de ekliyor.
“Zorbalık tüm okul ikliminin sorumluluğudur”
Akran zorbalığını önlemede en etkili yöntemin bütüncül bir yaklaşım olduğunu ifade eden Tunç, “Zorbalık, tek bir çocuğun değil; tüm okul ikliminin sorumluluğudur” diyor. Bu kapsamda ebeveynlerin ve yetişkinlerin doğru model olması, okullarda net kuralların ve tutarlı uygulamaların bulunması büyük önem taşıyor. Çocuklara empati ve sosyal beceri eğitimi verilmesi, öğretmen–aile iş birliğinin güçlendirilmesi ve zorbalık durumlarında erken müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Tunç, güvenli sınıf iklimi ve akran desteğinin teşvik edilmesinin de koruyucu bir rol oynadığını belirtiyor.
Okullarda yazılı ve sürdürülebilir politikalar şart
Tunç’a göre etkili bir okul politikası; “net, uygulanabilir ve sürdürülebilir” olmalı. Okullarda akran zorbalığına karşı yazılı ve herkesçe bilinen bir politikanın bulunması gerektiğini söyleyen Tunç, zorbalık bildirimleri için güvenli ve gizli başvuru sistemlerinin kurulmasının önemine dikkat çekiyor. Ayrıca tüm öğretmenlerin zorbalık farkındalığı ve müdahale konusunda eğitim alması, rehberlik servislerinin düzenli izleme ve kayıt tutması ve ailelerle şeffaf, sürekli iletişim kurulması gerektiğini belirtiyor.
“Çocuğa ‘yalnız değilsin ve çözüm var’ duygusu kazandırılmalı”
Çocuklara zorbalıkla baş etme becerilerinin küçük yaşlardan itibaren kazandırılması gerektiğini ifade eden Tunç, bu sürecin çocuğa güç verdiğini söylüyor: “Baş etme becerileri, çocuğa ‘yalnız değilsin ve çözüm var’ duygusunu kazandırır.” Bu çerçevede çocuklara duygularını tanıma ve ifade etme becerileri öğretilmeli; “hayır” deme ve kendini savunma (iddialı iletişim) çalışmaları yapılmalı. Güvendiği bir yetişkinden yardım istemenin normalleştirilmesi, problem çözme ve sosyal beceri etkinlikleri ile özgüveni destekleyen ortamların oluşturulması da kritik başlıklar arasında yer alıyor.
Türkiye’de tablo: Yaygın ama farkındalık artıyor
Türkiye’de akran zorbalığının hâlâ yaygın bir sorun olduğunu belirten Tunç, farklı araştırmalarda zorbalık ve mağduriyet oranlarının değişse de yüksek seviyelerde gözlendiğini ifade ediyor. Bununla birlikte son yıllarda farkındalık çalışmalarının arttığını da vurguluyor. Ancak zorbalığın çocukların hem duygusal hem de akademik gelişimini etkileyen önemli bir risk olmaya devam ettiğinin altını çiziyor.
Sosyal medya yasaklanmalı mı
Sosyal medyanın yasaklanmasının bazı ülkelerde tartışıldığını hatırlatan Tunç, bu konuda daha temkinli bir yaklaşım öneriyor. Sosyal medya platformlarının anonimlik ve etkileşim odaklı yapıları nedeniyle zorbalık riskini artırabildiğini belirten Tunç, “Tam yasaklama yerine güvenlik, eğitim ve bilinçlendirme odaklı yaklaşımlar daha etkili” diyor. Araştırmaların da gençler için tamamen yasaklayıcı politikalar yerine daha güçlü çevrimiçi güvenlik önlemleri ve dijital okuryazarlık eğitimlerinin önemine işaret ettiğini ekliyor.
En riskli dönem: 10–15 yaş
Zorbalığın en sık görüldüğü dönemin ergenlik, özellikle de 10–15 yaş aralığı olduğunu belirten Tunç, bu dönemde akran ilişkilerinin karmaşıklaştığını ve zorbalık riskinin arttığını söylüyor. Araştırmalarda erkek öğrencilerin özellikle fiziksel zorbalık davranışlarında daha yüksek oranda yer aldığı görülse de hem kız hem erkek çocukların zorbalığa maruz kalabildiğini ifade ediyor.
Türkiye dünya ortalamasının üzerinde
Uluslararası araştırmalara göre dünya genelinde okul çağındaki çocukların yaklaşık üçte birinin zorbalığa maruz kaldığını belirten Tunç, OECD ülkelerinde bu oranın ortalama yüzde 20–21 civarında olduğunu hatırlatıyor. Türkiye’de ise bu oranın daha yüksek seyrettiğini, bazı verilerde öğrencilerin yaklaşık yüzde 27’sinin akran zorbalığına maruz kaldığını bildirdiğini aktarıyor. Bu tablo, Türkiye’nin akran zorbalığı açısından küresel ortalamanın üzerinde yer alan ülkeler arasında bulunduğunu gösteriyor. Tunç’a göre çözüm ise net: “Zorbalıkla mücadele, yalnızca mağdur ya da zorba çocukla değil; aile, okul ve toplumun birlikte hareket etmesiyle mümkündür.”